mehmet yüce'nin türk futbol tarihi - birinci cilt: osmanlı melekleri adlı kitabından;
dilerseniz hakemler konusunu sonraya bırakalım ve ilklerin en ehemmiyetileri diyeceğimiz iki osmanlı meleği ile tanıştırayım sizleri. hikâyemiz istanbul kadıköy’de başlıyor:
“1901 senesinin sonbaharında kadıköy’deki (papaz bağı)’nda genç bir adam karşısındaki duvara kendi kendine şut çekiyordu. duvara çarpıp geri gelen topu bazen ayağının içi ile plase, bazen de burnu ile abanarak karşılıyor, ayağını topa alıştırıyordu. bu talîmi uzaktan izleyen arkadaşı yanına sokuldu. biraz şaşkın bir ifadeyle:
- azizim ne yapıyorsun, duvarı mı yıkacaksın? diye takıldı. beriki topla oynamayı bırakıp yanma gelen arkadaşına döndü:
- bak ingilizler, rumlar takımlar kurdular, müsabaka yapıyorlar. gel biz de bir futbol takımı kuralım onlara duman attıralım!”
işte bu sözler ilk türk futbol takımı “black stocking” (siyah çoraplılar)’ın habercisiydi. bu iki gençten topla oynayanı bahriye subayı fuad hüsnü, arkadaşı ise önceki bölümlerde kürek müsabakalarına şahit olduğumuz danyal reşad bey’di.
fuad hüsnü bey son posta spor sekreteri fuat aral ile yaptığı bir söyleşide ilk futbol takımımızın kuruluşunu böyle anlatıyordu. sonra devam ediyordu fuad hüsnü bey:
“o tarihte abdül hamid’i kuşkulandıran bir iki gizli toplantı yaptık. reşad danyal bey başkan, mehmet ali bey umûmî kaptan oldu. ben de kaptan muavini seçildim. kulübün diğer a'zâlan kemani nuri bey, fahri bey, nureddin bey, hafız mehmed, hafız mustafa, emcet, hüseyin, mazhar, şevki ve reşad beyler’di. bunlardan başka şimdi adlarını hatırlayamadığım birkaç yedek a’zâ bulunuyordu.
kulübün kuruluşu 1901 senesinin sonbahan’na rastlar. akabinde faaliyete geçmiş, reşad danyal bey’in başkanlığı altında papazın çayın’nda egzersizlere başlamıştık. lokalimiz şimdiki fenerbahçe stadı’nın karşısında halil mahmudiye ilk mektebinin altındaki hurşid ağa’nın kahvesi idi. üşüdüğümüz veya çok yorulduğumuz zaman hemen oraya sığınır, çay, kahve içer, kendimizi toplardık. aradan beş dakika geçmeden tekrar çayıra döndüğümüz, akşama kadar bıkmadan usanmadan topa gelişigüzel vurduğumuz vâki idi.
egzersizlerimiz iki ay kadar sürdü. reşad danyal bey’in fıkrince artık olgunlaşmış, kıvama gelmiştik ki; bir gün hepimizi etrafına topladı:
- çocuklar, siz artık piştiniz, rumlarla bir maç yapacağız. göreyim sizi. şimdi her oyuncunun yerini ve vazifesini anlatacağım. kulaklarınızı iyice açınız, beni dinleyiniz. kaleci; bizim kalemizi koruyacak, topla hücum eden karşı taraf oyuncusunun ayağından topu yakalayacak veyahut bu mümkün olmazsa yumruklayacaktır.
ismini şu anda hatırlayamadığım kalecimiz hemen atıldı:
- kimi yumruklayacağım danyal bey?
danyal bey her zamanki muzipliği ile:
- her geleni yoklarsın. şöyle on, on beş gün kadar hastanede yatsın dedi ve ilâve etti:
- azizim kaleye insan girecek değil, top girecek! tabiî sen de topu yumruklayacaksın!
bu suretle bek, haf bek ve forvetlerin nerelerde yer tutacağını ve nasıl oynayacağını teferruatıyla anlattı. heyecana kapılıp yerlerimizi terk etmememizi, hepimizin birlikte topun peşinde koşmamamızı tembih etti.”
block stocking futbol kulübû’nün futbol dünyamız içindeki makûs talihi daha doğrusu talihsizliği biz futbolseverleri hep üzmüştür. sadece birkaç ay açık kalabilen, baskılar sonucu dağıtılan kulübün bu süre zarfında oynadığı tek bir maçı biliyoruz. danyal reşad bey’in öncesinde tüm oyunculara taktik verdiği rum kulübü ile yapılan ve 5-1 kaybedilen maç. bu maçın detaylarına geçelim dilerseniz. maçtaki yegâne golü atan fuad hüsnü’den dinleyelim:
“rum vatandaşlar bu vâdîde bizden evvel davranmışlar, aralarında bir kulüp kurmuşlardı. biz ilk ve son maçımızı bunlara karşı yaptık; çok acemi olduğumuzdan 5-1 mağlup olduk. takımımızın yegâne golünü de ben attım.”
fuad hüsnü bey, 1919 teşrîn-i sânî’de yayın hayatına başlayan memleketin en uzun soluklu spor mecmuası olan spor âlemi'nde black stocking günlerini enine boyuna anlatmış.
12 eylül 339 (1923) tarihli nüshada idmancı hâtıraları, ilk futbolcularımızdan bahriye binbaşısı fuad bey ser levhası (başlığı) ile çıkan hâtıratı futbol tarihimiz için pek ehemmiyetli gördüğümden (ağır bir lisana vâkıf da olsa) bir kısmını nakletmek istiyorum:
mazi, hâl ve istikbal
“315 (1899) senesi sonbaharı idi. o devrin; ictimâyı töhmet (toplantı yapmayı suç), kulübü fesad ocağı telakki edildiği elemli günlerinde adedi mahdud bazı gençler sporun cazibesine tutulmuş ve ayaklan ilk defa futbol tesmiye olunan (ismi verilen) topa temas etmiş idi. spor o devrede mergub (rağbet gören) değildi. birkaç gencin çayırlarda baldın çıplak top oynaması halkın nazar-ı hususiyetini celb eder, ihtiyarlar baldın çıplak nâmıyla tevessüm ettikleri ‘futbolist’lere fena nazarla bakar, hanımlar hüsn-ü hicap (utanma hissi) ile başlarını çevirir, hanım neneler ise oyuncuların yanından kâh nasihat kâh tekdir (azarlama) ile geçerlerdi.”
fuat hüsnü bey 20. asrın başında türkler meyanında spor nâmına herhangi bir eylem bulunmadığını belirtiyor ve spor yapanlara hoş gözle bakılmadığını söyledikten sonra da ekliyor:
“... hele kulüp teşkili gibi mûcib-i idbar (beyhûde) bir işe teşebbüs etmek herkesin kân değildi. fakat her nasılsa itilanın (yükselmenin) ruha verdiği kudret, kudisiyet ile birkaç genç bu mesalike (gidilen yol) atıldı.
317 (1901) sonbaharında black stocking futbol kulübü nâm-ı tahtında sırf türk faslından mürekkeb bir kulüp teşkil olundu. işte bugünkü futbolun meşgur (övülmüş) faaliyeti o zamanın üzüntülü teşebüssatının mesud netaicidir (sonuçlandır).”
fuad bey; kendi devri ile makaleyi kaleme aldığı devri yani 1920’lerin henüz başını kıyaslıyor. kendi zamanında güçsüzlük ve cesaret ön plandayken, simdi fenni ve ilmi bir ovunun göze çarptığını yazıvor. yine de kendi zamanının futbolcularını yirmili senelerdeki futbolculara göre daha azimli ve fedakâr gördüğünü de eklemeden duramıyor. fuad hüsnü bey yeniden, kurdukları kulüple ilgili hâtıralarını anlatmaya başlıyor makalesinde:
“...black stocking kulübünün hayat ve faaliyeti pek kısa ve sönük geçti. mesken nâmma, mümârese (egzersiz) facialarında a’zâ, hurşid ağa’nın kahvesinde ârâm eder (yerleşir) levazım nâmma elde mevcut bir topla papazın çayırı’nda bir fikr-i taannüd (inat) ile mütemadi mümâreseler yaparlar idi. reis reşad danyal bey elde düdük, bildiği kadarını telkine çalışır ve fazlasını da a’zâlara mefkûrenin ve mümâresenin verdiği kudret ile anlatmaya cihed ederdi. kaputan mehmet ali bey detone sesiyle “çarp!”, “dur!” sözleriyle a’zâyı ikaz eder, çarpmanın devirmenin yolunu bilmeyen oyuncular itişe kakışa çamur içinde yuvarlanırlardı. futbolun bu şekl-i ibtidâ’îsi (ilkel şekli) hiç de câzip değildi. gençliğin verdiği kudret ve cesaret ile mübtedilliğin müzeccinden husule gelen çarpışmaların didişmelerin mahsûlesi (sonucu) bacakta, kolda hattâ kafada bir sürü cerahelerden (yaralar) ibaretti...”
fuad bey yaptıkları ilk müsabakayı da anlatmış yazısında ve karşı taraftaki rakiplerinden bir nebze de olsa bahsetmiş:
zaman geçti mütemadi mümâreseler yapıldı. black stocking a’zâlan güya mazhar-ı tekâmülat (olgunlaşma) oldu. ve indî (kendince) farziyyelerle (varsayımlarla) futbolu azıcık anladı. şimdi oldukça müşkilâtla geçen bu ilm-i mümâresenin vâsıl olduğu tekâmülü anlamak ve bunun için de bir tim ile çarpışmak lâzım idi.
317 senesi eylülünde (fuad bey başka zamanlarda ve başka yerlerde müsabaka tarihi olarak 26 ekim 1317 tarihini vermiş) türkiye’de futbol bazı temel direklerini teşkil eden ilk kale sütunları papazın çayırı nâmıyla maruf şimdiki ittihad spor kulübü sahasına dikildi. müsabaka futbolda o zamana göre mühim bir mevki sahibi olan rumlarla icrâ olunacak idi. istanbul muhitinde o devrede futbolun mümtaz üstadlarından madûd (addedilen) darmi ve paçko biraderler mösyö koko, vasidis, talis muhasım timin serfirâzanı (elit üyeleri) idi.
bizde ise mümâreselerde azıcık muvaffakiyet gösteren birkaç zevattan başka oyuna vâkıf olan eşhâs (şahıslar) mefkûd (kayıp) idi. black stocking oyuncularının kırmızı beyaz fanilaları, yeknesak siyah çorapları nazara pek hoş görünüyor, müsabaka başlamadan evvel sanki çoktan beri futbol ile me’lûf etmiş (alışmış) gibi oyuncuların hemen mevkilerini alması ümit ve cesaret uyandırıyordu. hakemin çaldığı düdükle oyuna başlanınca bir hercümerc (karışıklık) baş gösterdi. herkes topun câzibesine tutulmuş gibi küme hâlinde topun peşinden koşmaya rastgele çarpışmaya başladı. zaman oldu ki hırs ve arzuyu galibiyet ile kulak, hakemin işaretini duymaz oldu. vakt-i zaman geldiği, black stocking oyuncuları mütemadi ve bîlüzum (lüzumsuz) koşmaktan bîtâb ve tüvân’sız’ (tâkatsiz) yerlere serildi. hasmın bize nazaran azıcık futbolungavâmızına (sırlarına) vukufu bir dereceye kadar müthed (hiddetli) harekâtı neticesinde bire karşı beş gol ile black stocking ilk ve son müsabakasında mağlubiyetin acısını tattı.”
fuad hüsnü bey’in hâtırasının sonunda “mâbadı var” diye bir ifade de var. mamafih ilerleyen sayılarda devamını bulamadım. fuad hüsnü bey’in anlattıklarını özellikle genç okurlarımız için günümüz lisanına çevirerek özetleyecek olursak; 1899 senesinde futbol oyununa halkın pek de sempati duymadığını, baldın çıplak diye tabir edilen futbolcuların ayıplandığını yazıyor. ayrıca istibdâd yani baskıcı yönetimin kulüp kurma ve ‘toplanıp bir şeyler yapma hürriyetini insanların elinden aldığını söylüyor. sporla uğraşmayan vücudların zararlı alışkanlıklar edindiğini, insan bedeninin ancak sporla terbiye edilebileceğini ve ruhunun da bu sayede yükselebileceğini ifade ettikten sonra, black stocking (siyah çoraplılar)’in kuruluşunun 1901 senesi olduğunu (bazı bahislerde hatalı bir surette 1899 olarak geçer) ve a’zâlarının isimlerini veriyor.
kulübün kurulduktan sonra toplanıp, soyunup giyindiği yeri de belirttikten sonra, kulüp a’zâlarının futbol oyununu fenni bir surette oynayamadığından yakmıyor. fuad hüsnü bey, moda’daki rum takımı ile yaptıkları maçı ve o takımda oynayan kalburüstü oyuncuları da anlattıktan sonra kulübün bu ilk ve son maçında aldığı mağlubiyetin acısı ile hâtıratının ilk bölümünü nihayetlendiriyor.
maçın detayları ise şöyle: black stocking fc1-5 moda rum kulübü tarih: 08 kasım 1901 saat: öğleden sonra saha: papaz bahçesi, kadıköy
black stocking: reşat danyai, fahri, hafız mehmet, ali, mazhar, şevki, emcet, fuat hüsnü, nuri (simi kemani) (fuad hüsnü bey diğer iki oyuncuyu hatırlayamamış)
yazarın notu: diğer iki futbolisti de sonradan buldum. birisi kaleci hüseyin bey, diğeri de nureddin bey. mamafih nureddin bey, sini kemanî nuri bey ile aynı kişi olabilir.
black scoting’in maç yaptığı takımın ismi konusunda çelişkiler olmakla birlikte 1900 senesinde rumların kurduğu elpis futbol kulübü üzerinde durulur. ali rıza ertuğ da türkiye futbol tarihi adlı kitabında bunu destekliyor:
"black stocking ilk ve son maçında elpis rum takımına 5-1 yenilmişti.”
ancak moda rum kulübü’nün kurucusu yani vasilliadi bu önermeleri kesin bir biçimde çürütüyor:
“kadıköy’de oturan rum gençleri de elpis isminde bir rum kulübü kurmuşlardı. aleko tahtaperde orada oynardı. çok güzel oynadığından bu oyuncuyu bize aldık.”
gazetelere de moda rum kulübü diye geçen kulübün belki de bir ismi yoktu. olsa da hiçbir yerde zikredilmemiş. fuad bey, black stocking takımı ile ilk ve tek golünü bu takıma atmış.
maç oynanmasına oynanmıştır ama maçı izleyenler arasında hafiyeler de vardır. jurnal marifetiyle maç derhal üst makamlara bildirilmiştir. bundan sonrasını yine fuad bey’den dinleyelim:
“maç biter bitmez, arkadaşım bahriye yüzbaşı cemal bey telâşla yanıma geldi. ‘fuad bey’ dedi. ‘hemen ortadan kaybol, zira seni şeyh şâmilin hafiyeleri arıyorlar.’ şeyh şâmil, o zaman kadıköy ve havalisini kasıp kavuran, abdülhamid’in baş jurnalcisi idi. baktım ki şeyh şâmilin adamları bana doğru koşuyor. ben de verdim tabana kuvveti... bereket rahmetli ablam yaptığımız maçı seyretmek için babası ile papazın çayın’na gelmişti. postu ancak arabaya atlayıp sürade uzaklaşmakla kurtardım. amma danyal bey suçüstü yaka* lanmış, cezâen tahran’a ta’yîn olmuştu. diğer arkadaşlarım da her biri bir yana sığındı. hakkımızda tutulan jumalda şöyle deniliyordu:
‘... karşlıklı kale kurup, ingilizlerle aynı elbiseyi lâbis olduğu halde, top endahtı ile talîm icrâ etmekte olduklarından.’...”
türkiye futbol federasyonu’nun yayımladığı türk futbol tarihi'nde işin devamı da anlatılmış:
“fuad hüsnü bey, maçı izlemek üzere arabasıyla papazın çayırı’na gelen babası amiral hüseyin hüsnü paşa’nın faytonuna atlayıp kaçmış, takımın diğer kurucusu reşad danyal ise yakayı ele vermişti. hariciye nezareti’nde görevli bulunan reşad danyal bey tahran sefarethanesi emrine sürgün edilmişti. ancak hafiyeler fuad hüsnü bey’i de tespit ettiklerinden bu genç deniz öğrencisi hakkında da askeri mahkemede takibat açılmıştı.
kasımpaşa’daki askeri mahkemede yargılanan fuad hüsnü bey orada çok zor saatler yaşamıştı. mahkeme müstantiki (sorgu hâkimi) reşad bey tarafından okunan jurnal zaptında ‘...karşılıklı kaleler kurup, rumlarla aynı kıyafeti lâbis olduğu halde, top endahtı ile talîm icrâ etmekte olduklarından...’ şeklinde bir suçlama yer alıyordu. rumlarla aynı giysiler içinde, karşılıklı kaleler kurarak top atışları yapmak kolay affedilecek bir suç değildi. bu nedenle fuad hüsnü bey hayli dil dökerek durumu anlatmaya çalışmış, hattâ bir ara izin isteyip yandaki odada futbol formalarını giyerek mahkeme huzuruna çıkmıştı. müstantik raşid bey, karşısında don gömlek gördüğü fuad bey’e önce kızmış, sonra durumu kavradığından, küçük bir ceza ile dosyayı kapatmıştı.”
reşad danyal bey ise, pek muhtemelen bu müsabaka yüzünden iskoçya’da yayınlanan evening telegraph gazetesine de haber olmuş:
türkiye’de futbol
“türkiye’de pek teşvik görmeyen spor, büyük zorluklarla yapılmaktadır. izmir ve istanbul arasındaki futbol maçıyla gayrete gelen reşad bey isimli bir türk genci, kendi arkadaşlarının yanı sıra bazı rum ve ermenilerin de katılmasıyla bir kulüp kurmuş ve idmanlara başlamıştı.
birkaç gün önce, gece yarısı evine gelen polis onu üsküdar’a götürüp kulüp ve futbol oyunu hakkında uzun bir süre sorguya çekti. türkçe’de top kelimesi aynı zamanda bir silah anlamına geldiğinden işler büsbütün karıştı. yetkililer büyük bir komployla karşı karşıya bulunduklarına ve kulübün aslında gizli bir örgüt olduğuna inanmıştı. topun gerektiği gibi incelenmesi için gönderilen özel memur, bunun bir şeytan icadı olduğuna karar verdi. kulüp tüzüğü bir başka aleyhte delil olarak görüldü. kulübün renkleri ve formalarıysa tam bir gizli örgütü ortaya koyan en büyük delildi.
uzun uzun düşünüp taşınan yetkililer zanlıyı istanbul’daki daha yüksek polis makamlarına gönderdi. burada zanlıyı ikinci kez uzun bir sorguya çeken görevliler, büyük bir komplonun erkenden ortaya çıkarılmasıyla imparatorluğun dağılmanın eşiğinden döndüğü sonucuna vardılar. meseleyi daha iyi incelenmesi amacıyla olduğu gibi yıldız’a havale ettiler. böylece genç adam, top, kulüp tüzüğü, formalar ve şortlar büyük bir resmiyet içinde saraya gönderildi. burada kurulan özel bir hey’et meseleyi ele aldı. büyük bir itinâyla mesele üzerine kafa yoran ve delilleri inceleyen hey’et, bunun önemli bir şey olmayabileceğine, ancak bir daha tekrarlanmaması gerektiğine karar verdi. bu sebeple, genç adam tahran’da konsolos yardımcılığına ta’yîn edildi ve aynı gün palas pandıras oraya gönderildi. bütün bu anlatılanlar müthiş derecede inanılmaz gibi görünse de kesinlikle doğrudur.”
iskoçlar son derece alaycı bir üslûpla haber yapmışlar memleketimizde futbolun başına gelenleri. futbolun kanun-i esâsî’ye kadar çektiği zorlukları ali sami bey de anlatıyor hatıratında. bu faslı galatasaray’ın kuruluşu bahsimizde göreceğiz.
trajikomik bir biçimde futbol vâdîsinden rüzgâr gibi geçen siyah çoraplıların bütün üyeleri, özellikle sürgüne yollanan danyal reşad ve fuad hüsnü de osmanlı melekleri’dir kuşkusuz. ancak fuad bey’i futboldan soğutmak kolay olmamıştır.